28 Nisan 2016 Perşembe

İŞSİZDEN MUHTIRA VAR: Türk Ulus Devleti ve Türk Ulusal Milli Ekonomisi T...

İŞSİZDEN MUHTIRA VAR: Türk Ulus Devleti ve Türk Ulusal Milli Ekonomisi T...: Türk Ulus Devleti ve Türk Ulusal Milli Ekonomisi Tekrar Nasıl Kurulacak? // Türk İnsanlık Devrimi // Önder Karaçay Posted on   28 Nisan 2...Her ulus devlet bir milli ekonominin ürünüdür ya da kendi milli ekonomisi kuran siyasi örgütlenmeye ulus devlet ekonomisi denir.

Türk Milli Kurtuluş savaşı sonrasında ulus devlet kurulması tarihi birikimin bir sonucudur. Geleceğe dönük TAM BAĞIMSIZ Türk ulusunun ekonomik yönden hiçbir devlete bağımlı kalmadan sonsuza kadar yaşamını sürdürebilecek düzenin temeli dahi liderimiz büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Ulus Milletini oluşturan tüm halkların katılımı ile hayat bulmuştur.

Türk Ulus Devleti ve Türk Ulusal Milli Ekonomisi Tekrar Nasıl Kurulacak? // Türk İnsanlık Devrimi // Önder Karaçay

Türk Ulus Devleti ve Türk Ulusal Milli Ekonomisi Tekrar Nasıl Kurulacak? // Türk İnsanlık Devrimi // Önder Karaçay

b87296df-c581-48b4-be25-f7f7e58d9b3f-original
Türk Ulus Devleti ve Türk Ulusal Milli Ekonomisi Tekrar Nasıl Kurulacak? // Türk İnsanlık Devrimi // Önder Karaçay
Her ulus devlet bir milli ekonominin ürünüdür ya da kendi milli ekonomisi kuran siyasi örgütlenmeye ulus devlet ekonomisi denir.
Türk Milli Kurtuluş savaşı sonrasında ulus devlet kurulması tarihi birikimin bir sonucudur. Geleceğe dönük TAM BAĞIMSIZ Türk ulusunun ekonomik yönden hiçbir devlete bağımlı kalmadan sonsuza kadar yaşamını sürdürebilecek düzenin temeli dahi liderimiz büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Ulus Milletini oluşturan tüm halkların katılımı ile hayat bulmuştur.
Mustafa Kemal, savaş yıllarında teslim aldığı ekonomiyi Osmanlı deneyiminden büyük dersler çıkaran ve aynı yanlışa tekrar düşmemek için, Türkiye Cumhuriyetinin özel koşullarında olabildiğince bağımsız bir ekonomi ile hareket ederek savaşı kazanmıştır.
Bağımsız savaş kazanan bir milletin ekonomisinin bağımlı olması asla düşünülemezdi zaten.
Emperyalist devletlerin dış borçlar aracılığıyla ile kendilerine bağımlı kılarak çökerttikleri Osmanlı İmparatorluğu gerçeği, Mustafa Kemal için her zaman yol gösterici olmuştur. Atatürk’ün askeri olan bizlere de yol gösterici olması gerekirken ne yazık ki 1950 ile başlayan ihanet serüveni milli ekonomi gemisinin iç ihanet niyetlerin desteği ile su almıştır. Batının oyunlarında halktan yetki alan siyasetin 12 Eylül üretimi siyasi partiler yasasıyla parti başları birer diktaya dönüşmüş ve sermaye ihanetinin emrine girerek milli tam bağımsız ekonomin özellikle 24 Ocak Kararları ve 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile başlayan süreç sonrasında bugün yine Osmanlı kaderine sürüklenmek istenmiştir. Son on dört yılda doksan yıllık birikimlerin özelleştirilmesi yoluyla Türk Milleti küresel şirketlere ve işbirlikçi ihanet sermayesinin müşterisi yapılarak bağımlı bir sömürge olması için her türlü kötülük yapılmıştır.
Anayasa değişikliği ile Anayasamızdan Türlüğü çıkarmak niyetinin, Başkanlık gibi ulus devlet geleneğinde asla yeri olmayan bir niyetin amacı ülkeyi Osmanlı kaderine sürükleyerek bölmek ve parçalayarak yok etmektir.
Bugün ülkemizin toplam borçları bir yıllık üretilen gayri safi milli hasılanın % 130’unu geçmiş olmasına rağmen hala inşaat+banka+ithalat+teknoloji ve tüketimle halkın sömürülerek ayakta kalacağını sananlar aslında milli ekonomiyi çökerterek devletimize en büyük darbeyi vuran, yaptıkları büyük ve gereksiz projelerle emperyalizme hizmet edenlerdir.
Köprüler, otoyollar üretmeyen bir ülkede ancak üretip bizim ülkemizde ürettiklerini satmak isteyenlerin işine yarayan projelerdir. Önce üreten bir ülkenin birlikte bu tür alt yapı yatırımları yapması gerekirken emperyalizm ithal otomobil ve dünyanın en pahalı akaryakıtını satsın diye köprü ve otoyol yapmanın hiçbir değeri olmadığı gibi tüketimle halkı fakirleştiren bir yöntemdir.
4,5 G gibi teknoloji hızını artıran yatırımlarım amacı yine batılı sömürgeci şirketlerin teknoloji ürünlerini satarak mevcut satılanları çöpe atmak ve yenisini daha pahalıya halka satarak sömürülmesine yol açmaktır. Üretmeyen bir ülkenin hızlı teknoloji ihtiyacı yoktur.
Altmış yıldan fazla Avrupa Birliği gibi anlamsız ve olmayacak niyetlere batının çıkarına hizmet için emek sarf edilmesi en büyük kötülüktü. Bugün bakıyoruz dost görünümlü batı bize en büyük tehdittir. Terörü üreten, besleyen, silah veren, arkasında duran batı olmasına rağmen batının kuyruğuna takılmayan bir milli yönetime ne yazık ki 1950 yılından bu yana kavuşabilmiş değiliz.
Bugün batıya sadece kendine oy verenlerin gazını almak için atıp tutan çağ dışı zihniyet arkasını dönüp gizli ve kapalı kapılar arkasında batının taleplerini gerçekleştirmek için TBMM’de gece ve torba yasalarla halkın geleceğini batıya ve işbirlikçilerine peşkeş çekmişlerdir.
Dünyanın % 71’i sudur. Bu gerçek değişmeyeceğine göre ülkemizin de üç tarafı denizlerle kaplı kara toprağımızın yarısı kadar denizde vatanımız ve dünyanın en kritik iki boğazına sahip olmamıza rağmen 1950 sonrasında hiçbir hükümette Denizcilik Bakanlığı olmamıştır.
Denizcilik Bakanlığı olmaması bu ülkeye en büyük ihanettir. Denizlere ve okyanuslara hakim olmayan hiçbir ulus devletin ayakta kalması mümkün değildir. Nitekim Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’in Osmanlı Donanmasını Haliç’te paslanmaya bırakması Osmanlı’nın topraklarını kaybetme yolunu denizlerde hakimiyetini kaybetmesi sonucu düşmanın denizlerimize yerleşmesine yol açmış ve Anadolu Serv ile parçalanmak istenmiştir.
5 milyon metrekare ve üç kıtaya hakimiyeti olan bir imparatorluk denizlerde hakimiyetini kaybederek ancak 780 bin m2 ve yarısı kadar denizlere Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Türk Milleti ile savaşarak kanla geri kazanmış vatanı bu hale getiren Padişah Vahdettin düşmana teslim olarak kaçmıştır.
Dünya ekonomisi deyince akla kapitalizm gelmemelidir.
Atatürk Tam Bağımsız milli ulus ekonomisi gereği Devletçilik ilkesi ile karma bir ekonomi sistemini kurmuş olmasına rağmen, Atatürk sonrası demokrasisi yeni Cumhuriyet olmasına rağmen tam yerleşmediği için, Cumhuriyetimizin kurulmasında ulus devletin kurulmasına karşı çıkan iç nifaklar dış düşmanla tekrar işbirliği içine girdikleri için yarım kalmıştır. 1950 yılında başladıkları ve halkın eğitimsiz kalmasının yolunu açarak sorgulayabilen insan yetişmesinin önü kesilmiştir. Milli, aydın, akıl ve bilim yolunda eğitim ve öğretim yerine cemaat ve tarikat localarının din, siyaset ve sermaye adına vakıf, dernek gibi niyetlerle yuvalanması, darbelerle düşünce ve eylem birliği koparılmış zorla, baskı ve şiddetle milli ekonomi tahrip edilmiştir. Bugün yine tüm komşularımızla düşman olacak bir ihanetin içinde vatanımız ve milletimiz kanla kazandığımız toprağımız için iç ve dış savaşa sürüklenmek istenmiştir.
1950 sonrasında vatanımıza ve milletimize en büyük kötülüğü her mahallede bir milyoner diye başlatılan kendi milli sermayemizi kuralım derken bu sermayeyi büyütüp kendimize düşmanlık yapacak ihanetlerin projelerinde yer almalarına göz yuman niyetlere de ülke yönetme yetkisini verdiğimiz ile yüzleşmek noktasındayız.
Bugün her mahallede bir milyoner zihniyeti her yandaşın vatanı ve milleti tehdit edenlere destek olan ve kanat gerek projelerinde paralarına para kattığı, büyük paralarına, şirketlerine, batı ile ihanet ilişkilerine güvenerek aynı niyeti sürdürmeye meyilliler.
21 Aralık 2015 tarihinde çıkan kitabım Mobbing Bank Türk Fırtınası ile kitapla sermaye ihanetine haksız yere işsiz bırakıldığım, iş verilmediğim, devleti yönetenler ve ilgili kurumlar tarafından bu ihanetlerin korunması dolayısıyla asil olarak kitapla dünyada bir ilki gerçekleştirdim MUHTIRA verdim.
Çünkü bugüne kadar ne kadar MUHTIRA ve darbe yapıldıysa hepsi Türk Milletine karşı yapılmış, hepsinin arkasında dünya mafyasıyla işbirliğini artık ispatladığımız sermaye vardı.
19 Ocak 2016 tarihinde ülkemizde sosyal ağlarda kitabımı tanıtıyor sırrım gereği dünya mafyasıyla birlikte ülkemizi Arap Baharı gibi karıştırmak isteyen içimizde bize düşmanlık edenlerin yani sermaye mafyasının başı Mustafa Koç olduğunu açıkladım.
Mahşer Tufanının bittiği ve insanlığın son putunun Anadolu’dan yıkılmaya başladığının, Firavun sonrası son ibretin yaşanması adına dünyadaki tüm zalimlerin yaşattıklarını yaşamaları adına 19 Ocak 2016 sonrası çağ değişmiştir. Türk Milleti ikinci kurtuluş milli ekonomi savaşını ilahi tecellinin sırrıyla kazanmanın yolunu açan ibret tüm zalimlerin CANLI HELAK olmaları ile kapitalizm Türkiye Cumhuriyetinde ilk yıkılmaya başlanmış, Türk Milli ekonomisinin ve dünyadaki tüm Türklerle TÜRK BİRLİĞİ kurulmasının gereği haksıza karşı haklı olan Türk Milletine yeni bir fırsat sunmuştur.
Mahşer tufanı yaşanmadan önce gemi sırrıyla yazılmış kitabımda liberal sömürünün ülkemizde bittiğini ilan eden ilk kişi bir işsiz bankacı ve asilden vekillere kitapla dünyada bir ilki gerçekleştiren MUHTIRA veren sır kitabım olmuştur.
Bunun gerçekleşmesi için önce milli bir yönetime kavuşması ve işledikleri bunca suçu örtmek için Anayasa ve Başkanlık gibi hilelerle yargı erkini devre dışı bırakanları şimdi asil olan Türk Milleti devre dışı bırakacağı döneme girilmiştir.
Orta çağ uykusundan uyanarak bir çağdan bir çağa Türk Milletini taşıyarak eşsiz bir devrimle kurulan Cumhuriyetimiz bugün Atatürk’ün yarım kalan devrimlerini tamamlayarak geleceğe sonsuza kadar yaşayacak son ve tek devlet olduğunu ispat edecek bir olgunluğa ve kıvama yol almış sorunların içinden yine insanlık devrimi ile çıkacaktır.
2001 yılı krizine sebep olan onuncu Cumhurbaşkanımız Sezer’in Anayasa kitabını fırlatmasını bankalarımıza el koymak amacıyla parayla para kazanma aracı olan ve kanunla korunan tefecilik kurumu borsadır. Bugün kitapla kendisinin de sorumlu olduğu bir bankaya ve dünya mafyası ile gizli ve kirli işleri ortaya çıkan Koç Holding yönetim kurulu başkanı olduğu ve Tüsiad ve Tesev locası üyelerinin olduğu herkesçe duyulmasına rağmen gözlerini kulağını, vicdanlarını kapatmışlardır. Sebep batının kurumları batmasın, işbirlikçiler zarar görmesin, Türk Milleti ne olursa olsun zihniyetinin ihanetidir. Hayatını 21 Ocak 2016 tarihinde açıkladığım tarihten bir gün sonra ibret adına kaybeden Mustafa Koç ihanetini bile görmezden gelip paraları bugün borsadan çekememişlerdir. Bunun sebebi çok barizdir paralarını çekmeye kalktıklarında kendi şirk kurumları batacaktır. İşte mahşer tufanı ve canlı helak ile ilahi adaletin ibret terazisi burada sözde Müslüman ve imam olduğunu on dört yıldır ülkemizi sermaye ihanetine Türk Milletinin doksan yıllık birikimlerini peşkeş çekenlerinde sonunu getirerek en önemli ve köşeye sıkıştıran çaresiz bırakan ibrettir.
Borsa da parasıyla para kazanan kanunla korunan tefecilerden vergi bile almamaktadırlar.
12 Eylül 1980 askeri darbesi sermaye lehine Türk Milletine toplu yapılmış ve batı çıkarına insan terörüyle birlikte açılmış bir savaştı.
12 Eylül 2012 tarihinde Akbank’ta bunun birebir ayrımcılık adına en ibretini yaşadım ve mahşer tufanı gereği bu zalimler kendi ayaklarına kurşun sıktılar. Bu ilahi tecellinin gereği bankada 16 yıl çalışmamın, çalışırken milli ekonomi ve milli üretim bankacılığı için verdiğim mücadelenin, kredi kartı ve bireysel kredi yoluyla kanunla korunan tefeciliğe karşı çıkmamdır. Bu ilahi tecelliyle ilgisi olduğunu, 3 yılda sır gibi kitabımın gemi sırrıyla yazmamın, bankaya karşı hiçbir açığımın olmamasının, tüm yanlışları sanki özellikle bankanın bana basireti bağlanmış gibi yaşmış olmalarının sırrı kendi yaptıklarıyla kendi sonlarını getirmeleri adınaydı.
Bundan sonraki süreç liberal kapitalizmin cenazesinin kaldırılması ve haksız yere, maddi silahlarla algı değiştirmek isteyen işbirlikçi ihanet içinde olan sermayenin milli üretim ekonomisine geçilerek kamulaştırma ile üretim ekonomisi kurulacaktır.
Sermaye ihaneti kendi kötü niyeti ile Türk Milletine yakalanmıştır.
Biz hiçbir kimseyi karalamadığımız gibi hem yaşadığımız haksızlığa şahsi anlamda, hem de vatanımız ve milletimiz üzerinde oynanan kirli oyunları ortaya belgeleriyle, ispatlarıyla ortaya çıkarıp haklılığımızı savunmaktayız.
Atatürk’ün dediği gibi söz konusu vatandır ve gerisi teferruattır.
Vatana ve millete ihanet eden kim olursa olsun asla affedilmeyecektir.
Mahşer tufanının sırrı budur. Acırsak daha da acınacak hale getirmek için fırsat bekleyenlere acıyamayız.
Ülkemizin bugün polis devleti gibi yargıyı baskı altında tutarak gerçek adaletin ve hakkın yerini bulmamış olması bulmayacak anlamına gelmemelidir.
Sabırla, azimle, kavga etmeden, bilgi ve belge ile haklılığımızı sonuna kadar savunmaya ve ihanet edenlerin gerçek adalete teslim oldukları güne, milli yönetimin kurularak yarım kalan Atatürk devrimlerinin tamamlanmasına kadar bu mücadele sürecektir.
Demokrasimiz sıkıntısını yasama, yürütme, yargı ve basın erklerini yeniden yapılandırma adına insanlık devrimi aşmalıdır. Cumhurbaşkanlığı yerine Türk Devlet Başkanlığı makamı oluşturulmalı, Türk Devlet Başkanlığı makamı 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren dünyada ilk ülke olan Türkiye Cumhuriyeti yarım kalan Atatürk devrimlerini bir kadın bir erkek devlet başkanı ile çok daha ileri bir seviyeye taşımalıdır.
Siyasi partilerin ve ideolojilerin tamamı vatana ve millete zarar getirdikleri için kapatılmalıdır. Partisiz parlamenter sistem tek çaredir. Her il kendi vekillerini seçerek Türkiye Büyük Millet Meclisine göndererek Türk Devlet Başkanları ve bakanlar kurulu o dönem için yeniden seçilmelidir.
Türk İnsanlık Devrimi sonrası Anayasa yeniden yazılabilir. Anayasanın yeniden yapılabilmesi halk devrimine bağlıdır. Tüm halkın iştirak etmediği hiçbir dayatma ve kötü niyet ile Anayasa ve rejim değiştirilemez.
Başbakanlık makamı kaldırılmalıdır. Bakanlar kuruluna Türk Devlet Başkanları başkanlık etmelidir.
Yargı bağımsız olmalıdır. Yasama ve yürütme Türk Devlet Başkanlığı makamı ve TBMM ile işbirliği içinde yürütülmeli ve bağımsız yargı tarafından sürekli denetim altında tutulmalıdır.
Toprak reformu yapılmalı tüm topraklar Türk Milletinin her ferdi adına devletin adına geçmelidir. Devlet her ailenin barınma, eğitim, öğretim ve tüm ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Herkes eşit haklara sahip olmalıdır. Herkes devlet fabrikasında çalışmalı, üretmeli ve eşit paylaşmalıdır.
Zengin millet adına devlet olur, şahısların zenginliği eşitliği bozan ve hukuksuzluk üreten bir sistem olduğu artık herkesçe anlaşılmak zorundadır. Çünkü bu zalimlik asla devam edemez. Hatta çok büyük iç savaşa sebep olur.
Bugün ki ekonomide sorun herkes çalışıp kazanıp sermayeyi ve işbirlikçilerini doyurmaya çalıştıkları için bu kriz bitmemektedir.
Türkiye Cumhuriyetinin kara ve deniz topraklarındaki tüm kaynakları fazlasıyla nüfusunu kendi kendine yetecek kadar bir kaynağa sahiptir.
Sorun gücü ele geçiren sermayenin siyaseti halka ihanet ve saygısızlık ederek demokrasi dışında darbe ve Türk Mevsimi gibi ihanetlerle kirli ilişkiler ile ihanet ve devleti çökerterek batı ile işbirliği adına batı çıkarına sömürge bir ülke haline getirmekti. Bu önlenmiş olup yaşadığımız sıkıntı kaybedenlerin kaybetmiş olduklarını sahip oldukları ve bizden kazandıkları halde bize ihanet ettiklerinin ortaya çıktığı halde yine baskı, şiddet veya başka hukuksuz yollarla ihanete devam etme niyetleri artık tarihe karışacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti hiçbir niyetin şahsi hatasına kurban edilmeyecek kadar asil ve köklü bir devlet ve millettir.
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı

23 Nisan 2016 Cumartesi

İŞSİZDEN MUHTIRA VAR: Müşteriyi Kandırmak ve Bankadan otomatik kredi oyu...

İŞSİZDEN MUHTIRA VAR: Müşteriyi Kandırmak ve Bankadan otomatik kredi oyu...: Müşteriyi Kandırmak ve Bankadan otomatik kredi oyunları // CRM ve SMS Felaketleri // Önder Karaçay Posted on   23 Nisan 2016 by   Mobbing...Sabah Gazetesinde aşağıdaki habere ve köşe yazarı sayın Şeref Oğuz’un ‘Müşteriyi Kandırmak’ yazısı sonrası Bankalar Birliği nasıl olduysa telefonla bana ulaştılar ve dedikleri aynen şu biz size e-posta ile yanıt vermiştik, resmi yazımızı da bugün gönderiyoruz.

Bankalar Birliğinden gelen yazıda Akbank’ın hiçbir hatası olmadığı yazıyordu. Tüketiciyi Koruma Kanununa göre satıcı tüketicinin bilgisi ve yazılı veya sözlü talimatı olmadan asla kredi dahil hiçbir çalışma yapamaz. Bankalar Birliği de bu suça iştirak etmiş adeta Bankaları Koruma Birliği gibi davranmıştır. Zamanı geldiğinde hepsi yargıda davası görülecektir.

Müşteriyi Kandırmak ve Bankadan otomatik kredi oyunları // CRM ve SMS Felaketleri // Önder Karaçay

Müşteriyi Kandırmak ve Bankadan otomatik kredi oyunları // CRM ve SMS Felaketleri // Önder Karaçay

Akbank kredi SMS onay görüntüsüMüşteriyi Kandırmak ve Bankadan otomatik kredi oyunları // CRM ve SMS Felaketleri // Önder Karaçay
2000’li yıllardan bankaların yabancılara satışıyla başlayan ve milli ekonomimizin talan edildiği son 14 yılda en büyük darbeyi ülkemize düşük gelir adaletsizliğini fırsata dönüştürerek, teknoloji destekli borç ve tüketimle bankalar oldu.
CRM Müşteri Yönetimi Sistemi adı altında ürettikleri ürünleri müşterinin ihtiyaç duymasına gerek duymadan baskı ve şiddeti banka çalışanlarına yüksek hedefler vererek sattılar.
Kredi isteyen bir müşteriye başka bir ürünü bunu almazsan kredi yok gibi aba altından tehdit şeklinde krediye ihtiyacı olan insanlar mecburen ihtiyacı olmadığı ürünleri de almak zorunda kaldılar.
12 Eylül 2012 tarihinde sebepsiz ve skandal bir şekilde sabah hesabıma performans primi yatıran aynı gün işten çıkarıldığım Akbank işsiz olduğumu bildiği halde, kendisi işten çıkardığı halde, işe iade davamı % 100 haklı kazandığım ve kendisi AYRIMCILIK YAPAN BANKA olduğu tescillendiği halde yazılı talebim olmadan kanunsuz adıma ön onaylı krediler onaylayabildi.
Yazılı talimat istedim gönderemediler. Yazılı BDDK ve Bankalar Birliğine bildirdim. İlgilenmediler.
Sabah Gazetesinde aşağıdaki habere ve köşe yazarı sayın Şeref Oğuz’un ‘Müşteriyi Kandırmak’ yazısı sonrası Bankalar Birliği nasıl olduysa telefonla bana ulaştılar ve dedikleri aynen şu biz size e-posta ile yanıt vermiştik, resmi yazımızı da bugün gönderiyoruz.
Bankalar Birliğinden gelen yazıda Akbank’ın hiçbir hatası olmadığı yazıyordu. Tüketiciyi Koruma Kanununa göre satıcı tüketicinin bilgisi ve yazılı veya sözlü talimatı olmadan asla kredi dahil hiçbir çalışma yapamaz. Bankalar Birliği de bu suça iştirak etmiş adeta Bankaları Koruma Birliği gibi davranmıştır. Zamanı geldiğinde hepsi yargıda davası görülecektir.
Hiçbir banka hiçbir hesap sahibi ile ilgili bu tür bir çalışma yapma hakkına sahip değildir. Evrensel hukuk açısından da insan hakları açısından da baskı ve tek taraflı şiddete, özendirmeye girdiği için büyük suçtur. Bu konunun üzerine sonuna kadar gideceğim.
Ayrıca bunu tüm bankalar yapmaktadır. Tüm bankalarla ilgili buradan ihbarda bulunuyoruz. CRM uygulaması ve SMS ile kredi kanunen suçtur. Kanunu bile olsa bu basiretli iş ahlakına uymayan bir uygulama ve özendirme yoluyla insanları gereksiz borçlandırma hilesidir.
Hafta sonları bu listelerle ilgili baskı ve şiddetle çalıştırılmak zorunda kalıyorduk. Bugün davam görülüyor buna rağmen bilirkişi nasıl bilirkişilik yapıyorsa mesai hesaplamaya gelince bankanın vermediği bu mesaileri görmezden gelmeye kalkmıştır.
2007 – 2012 yılları arasında her Cumartesi ve her akşam geç saatlere kadar sabah şubeyi ilk kendim açar, akşam en son kendim kapatırdım. Beykoz’da çalıştığım zaman geceleri saat 22.00-23.00 saatlerinde geliyordum. Bu ayrımcılığı ve zulmü bana 2 yıl boyunca bu banka yaşattı.
Bankadan otomatik kredi oyunu İBRAHİM ACAR Giriş Tarihi: 27.8.2014 Tüketici kredisi kullandırmak için agresif yöntemler kullanan bankalar, SMS’le binlerce kişiyi borçlandırdı. Bankacılar “Bu yöntem yasal değil” dedi Bankaların ‘krediniz hazır’ tarzı kısa mesaj servisi (SMS) bildirimleri can yakmaya başladı. Tüketici Kanunu’nda “Kredi talep eden kişinin bankaya şahsen başvurması gerekir” maddesi olmasına karşın, bankalar SMS mesajlarıyla otomatik olarak kredi kullandırıyor. Son dönemlerde bankaların kredi pazarlamak için kullandıkları bu vahşi pazarlama yöntemiyle binlerce kişiyi borçlandırdıkları öğrenildi. Özellikle 2009’dan sonra küresel sermayenin Türk bankalarına akmasıyla ellerinde bulunan yüklü miktardaki parayı satmak için her yolu deneyen bankalar, bu konuda çalışanlarına da ‘mobbing’ uygulamaktan kaçınmıyor. 16 yıllık bankacıyken bu tür baskılara boyun eğmediği için şube müdürlüğü görevinden atılan Önder Karaçay, yaşananları anlattı. Hafta sonları bile çalışmaya zorlandıklarını ve merkezden gelen ‘sorunsuz müşteri’ listelerine göre kredi için SMS attıklarını söyleyen Karaçay, “SMS’le bildirilen krediyi almak için müşterinin şubeye gidip imza atması gerekiyor. Bunu bilenler istemiyorlarsa şubeye gitmiyor. Ancak, bilmeyen o kadar çok insan var ki, çoğunluğu kredi çıktı diye gidiyor. Bu kişilerin kredi belgelerindeki tarih, şubeye geldikleri günden önceki döneme göre yazılıyor. Yani tüketici daha önce şubeye gelerek başvurmuş gibi gösteriliyor” dedi. İŞTEN ATIP KREDİ VERDİ Kendisini işten atan bankadan SMS’le kredi talebi aldığını belirten Karaçay, “12 Eylül 2012’de beni işten çıkaran bankam, birkaç ay sonra yazılı talebim olmadan Bankalar Kanunu ve Tüketici Yasası’nı ihlal ederek adıma 171 bin 300 TL konut, 75 bin TL taşıt, 15 bin TL ihtiyaç kredisinin ön onayının yapıldığını SMS ile bildirdi. Oysa aynı banka 16 yıllık çalışanı olarak beni haksız yere işten çıkarmıştı. İşe iade davamı kazandım. Yargıtay’a gitti. Banka yüzde 100 suçlu bulundu. İşe geri çağırmadılar. Maddi karşılığı tarafıma ödendi. Çalıştığım yıllarda kullanamadığım yıllık izinlerle ilgili hâlâ haklarımın tamamı tarafıma ödenmedi. ‘Ödememe kararı aldık, biz büyük bir bankayız. Ne yapmak istiyorsan yap dediler” şeklinde konuştu. SMS görüntüsünün fotokopisiyle konuyu önce BDDK’ya bildirdiğini belirten Karaçay, BDDK’nın ise bunun kendi yetkilerinde olmadığını, şikâyetin Bankalar Birliği’ne yapılması gerektiği şeklinde bir yanıtın geldiğini söyledi. Karaçay, “Bankalar Birliği’ne yazdım 1 yıldan fazla oldu cevap vermediler” dedi. YÖNETİM BASKI YAPTI Karaçay, çalıştığı dönemin özellikle son yıllarında, otomatik olarak talimatsız onaylanan kredilerin kullandırılması konusunda baskı gördüğünü vurguladı. Karaçay, “Bu yapılanlara karşı çıkıyordum. Müşteriler de bize kızıyordu. Banka yönetimine bunu anlatamıyorduk. Arayacaksınız ve bu kredileri satmak için müşterileri zorlayacaksınız diye baskı yapıyorlardı” diye konuştu.
  • Müşteriyi kandırmak // Şeref Oğuz

Teknoloji, kurum ve şahıs olsun niyetimizi hayata geçirmede müthiş avantaj sağlar. Eğer oldurmak ise bunu yapar. Amacınız öldürmek ise bunu da kolaylaştırır.Eylemler niyetlere göredir ve teknolojiyi neyin emrine verdiğiniz, belirleyicidir.
Arkadaşımız İbrahim Acar, bankaların sms üzerinden geliştirdikleri kredi oyununuincelemiş. Tespiti şu: Bilişim teknolojileri sayesinde bazı bankalar,otomatik kredi dümeni çeviriyor. Bunu da modern uygulama (CRM) diye sunuyorlar üstelik.
Müşteri İlişkiler Yönetimi… İngilizce adıyla (Customer Relationship Management)CRM. Amacı, adında saklı zaten; müşteri ile daha yakın durmak.
Onun satınalma davranışlarını, değişen taleplerini izlemek ve ona istediği mal ve hizmeti, onun istediği zamanda sunmak. Müşteri memnuniyetini olabildiğince en yüksek seviyede tutmak…
CRM, özellikle bilgi ve iletişim teknolojileri sayesinde, müşteriyi “ete kemiğe büründürme” noktasında son derece önemli bir kavram. Yarattığı en önemli fark, “müşterinizi tanımak ve ona daha fazla yakınlaşmanızı sağlamak” doğrultusunda…
Bu yakınlık, sizin müşteriye dair gerçek niyetinizi de ortaya çıkarıyor. Unutulan nokta,müşteriyi tanımak için yola çıkan firmaların, aynı zamanda müşteri tarafından daha da yakından tanınıyor hale gelmesidir.
Peki, burada tehlikeli olan nedir? Şudur: Eğer müşteriyi “paramı cebinde taşıyan kişi” diye tanımlıyor ve onu daha fazla “sağmayı” iş hedefi olarak almışsanız, CRM sayesinde buniyetinizi müşteri de anlıyor.
Bazıları sms üzerinden CRM adı altında “otomatik kredi” dümeni yapan bankaların anlaması gereken şu; teknoloji ile tuzağa düşürdüğünüz müşteriyi ancak bir kez kandırabilirsiniz ve onu sonsuza dek kaybedersiniz.
Ben ahlaksız bankaların yasa ile yola gelebileceğini sanmıyorum. Son yasa güya onları disipline edecekti, olmadı. Şeytani inovasyon sayesinde CRMsms gibi yöntemler geliştirdiler. Bana göre bindikleri dalı kesip öyle akıllanacaklar.
*Bankaların Kredi Oyunu Sabah Gazetesi İbrahim Acar haberi olup, Müşteriyi Kandırmak yazısı ekonomi köşe yazarı Şefef Oğuz’a aittir. 
Bu habere rağmen BDDK, Bankalar Birliği, Hazine, devletin ilgili tüm kurumları gözünü ve kulağını aynı kitabım çıktıktan sonraki gibi kapatmıştır. 
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı 

21 Nisan 2016 Perşembe

İŞSİZDEN MUHTIRA VAR: Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay

İŞSİZDEN MUHTIRA VAR: Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay: Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay Posted on   21 Nisan 2016 by   kufgrubu Duran Adam Destanı  // Dip Dalga // Önder K...Birkaç gün önce duramayan adam,

Şimdi duruyordu!
Zulüm ise niye duruyorsun diye vuruyordu,
Dursan suç, dur masan suç oluyordu,
Duran adamı gören, duyan yine karşı duruyordu.

Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay

Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay

fft99_mf3383275
Duran Adam Destanı // Dip Dalga // Önder Karaçay
Tarihin adı Türkler destanların hem başlangıcı hemde devamıdır. Ergenekon destanı ile demiri eriten Türkler Gezi Eylemi ve Duran Adam Destanı ile zulmü eritmeye başlamıştır. Gezi eyleminin önlenme tarzı kanlı bitmiş ve polis devleti uygulamasına en bariz örnektir. Çünkü ağaçları korumak isteyen gençler hiçbir taşkınlık yapmamışlardır. Mahallelerde halk günlerce halk kongreleri yapmış, tencere ve tava çalarak zulme tencere tava aynı hava sözünü söyletmiştir.
Vekil asile tarihte ilk kez kurşun sıkıyordu.
14 yaşında Berkin Elvan vuruluyor aylarca hastanede yatmak zorunda kalıyor, 15 yaşına hastanede 16 kiloya düşerek hayatını kaybediyordu. 9 genç bir çocuk öldürüldü.
Geçtiğimiz günlerde halktan korkan Cumhurbaşkanı gezi fobisi sebebiyle gezi terörden daha tehlikelidir söyleyerek halkı terörden daha tehlikeli göstermiştir. Sosyal medya kendi işine yaradığı zaman yanlışını görmeyen Cumhurbaşkanı kendi işine gelmeyince sosyal medya terörden daha tehlikelidir demek zorunda kalmıştır. Sosyal medyanın fitne ve fesat üreten paylaşımlarına izin veren bir alan olduğunu ilk söyleyen benim. Nedense bu gerçekten sonra bu sosyal medya terörü de görülmüş oldu. Sosyal ağların doğru kullanılmasına terör demişse gezi eylemlerinde yaptığı yanlışa yine düşmüş demektir. Terörle mücadele yerine müzakere yapanların terörle ilgisi olmayanlara terörist demesi çok manidar bir tarihi yanılgı ve korkunun ifadesidir. Ergenekon kumpasına da terör diyenlerin sonunu gördük. Daha onun hesabını da verecekler.
Meşrutiyet ile 250 yıllık devrim tarihi olan Türk Milleti bu garabetin üstesinden de gelecektir.
Bu gaflet, delalet hatta ihanet garabeti sermaye derin devletinin gizli ilişkilerine göz yummuş milli ekonominin sonunu getirecek doksan yıllık birikimleri satmış, ekonomiyi üretmeden, ithalat, borç ve tüketim ile batırmışlardır. İnşaat+banka balonu patladığında ne yapacaklarını göreceğiz. 14 yılda işsizlik üretmişlerdir. İşsizlerin teröristler, Suriyeliler kadar değeri olmamıştır. Tarihe işte böyle yazılmışlardır.
Mobbing Bank Skandalbank’ın Skandalları Türk Fırtınası kitabımla MUHTIRA almışlardır.
Asil bu sefer vekile ihtar vermiştir.
Duran Adam Destanından sonra Mahşer Tufanı Destanının tarihi yazmaktayız.
Adam günlerdir durmuyordu ve aniden durmuştu,
Yerinde duramayan adam adeta tutukluk yapmış gibiydi,
Duran adama durup herkes bakıyordu,
Onun gözleri dalgalanan bayrağa ve atasının gözlerinin içindeydi,
Emanete sahip çıkıyorum der gibi duruyordu ve kararlıydı sürekli durmaya.
Karşı duruyordu aslında,
Zulme, gaza, suya, şiddete karşı,
Duran adamı duyan duruyordu.
İşi olan kendi yerine ayakkabılarını bırakmış,
Ayakkabıları ruhu yerine duruyordu,
Bu eşi benzeri görülmemiş tepki ülkeye yayılıyor,
Dünyaya yayılıyor, dünya duruyordu.
Zulüm ise yerinde duramıyordu,
Terse dönmüştü her şey,
Baş döndürüyordu!
Zulme karşı ise herkes duruyordu.
Dünya tarihinde bir ilkti duran adam,
Duran adamı durduran neden duruyorsun diye,
Tutuklamaya kalkıyordu,
Meydana çıkıp durmayanları da tutukluyor duranları da,
Zulüm böyle bir şeydi işte,
Zulme karşı olmak ise bir zekâ işiydi.
Duranları durduramıyorlar duramayan adamlar,
Şiir durmuyordu, söz durmuyordu, dil durmuyordu,
Zekâ durmuyordu, zulüm de durmuyordu,
Duran adam karşı duruyordu.
Zulmün karşısına dikilmişti,
Duramayanları bile durduruyordu.
Kimin durup, kimin durmadığı karışıyor,
Duramayan adamlar şimdi duruyordu,
Bir duruyor, bir durmuyor, bu durum aslında;
Zulmünde sabrını zorluyordu.
Birkaç gün önce duramayan adam,
Şimdi duruyordu!
Zulüm ise niye duruyorsun diye vuruyordu,
Dursan suç, dur masan suç oluyordu,
Duran adamı gören, duyan yine karşı duruyordu.
İnsanlar bu sefer durmasınlar diye,
Hayat duruyordu,
Zulmün kafası iyice karışmış olmalıydı ki,
Adeta aklı duruyor gibiydi,
Ne yapsa olmuyordu,
İnsanlar bir duruyor, bir durmuyordu.
Zulüm ne yapsın,
Bu zekâ karşısında akılları duruyordu.
Durmak yasak yasası mı çıkarsalardı acaba?
Ya sonra durmasalar diye zulüm korkuyordu.
Masum insanları, şairleri, yazarları, kırılmayan kalemleri,
Bu zulüm aslında gereksiz yere yoruyordu.
Hadi duran adamada gazını, suyunu,
Sık bakalım diyen duruyordu,
Oradan bir yabancı burası Ortadoğu gibi değil diyordu,
Ama İstanbul polis zulmü ile Beyrut gibi duruyordu.
Duran adam bir bakıyordun duran kadın oluyordu,
Duran genç, duran yaşlı, çocuk durur mu?
Duran çocuk oluyordu, çocukluk işte,
Ekmek almak için durmayan Berkin çocukken vuruluyordu.
Polis duran adamı üst araması yapıyordu,
Emri üstünden alıyordu belliydi,
Çünkü işimizi yapıyorum diyordu,
Görevi gereği neticede emir kuluydu,
Kendi kendine insan vurmuyordu,
Durursan tutuklarım diyen zulüm,
İnsanlara durmaması gerektiğini söylerken,
Kendisi durmuyordu.
Duran adamı bazıları,
Duruyor mu diye yokluyordu,
Duran adamları ve duramayan adamları,
Kimse durduramıyordu.
Şimdi duran adam akılda, vicdanda, tarihte,
En güzel örnek olarak duruyordu.
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı

İŞSİZDEN MUHTIRA VAR: Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşi...

İŞSİZDEN MUHTIRA VAR: Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşi...: Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşitliği Bozan Put Oldu // Dip Dalga // Önder Karaçay Posted on   21 Nisan 2016 by   kufgr..."Cebimizde bir el dolaşıyor, canı ne kadar istiyorsa o kadar alıyordu." // Önder Karaçay 

Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşitliği Bozan Put Oldu // Dip Dalga // Önder Karaçay

Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşitliği Bozan Put Oldu // Dip Dalga // Önder Karaçay

588b8054-ff3f-4b89-b5e3-36482dcc1162
Para Eşit Değişim Aracıydı, Kapital Zihniyetle Eşitliği Bozan Put Oldu // Dip Dalga // Önder Karaçay

"Cebimizde bir el dolaşıyor, canı ne kadar istiyorsa o kadar alıyordu." // Önder Karaçay 
Bu fikri dünyada belki de ilk kez duyacaksınız. Çünkü bugüne kadar bunun tersine algı değişikliği ve eğitimlerle insanlık kandırıldı.
Dünyanın kaynakları herkese fazlasıyla yetecek kadardır. Kaynaklar sınırlı olmayıp, ihtiyaçlarda sınırsız değildir.
Kaynakların kıt, ihtiyaçların sınırsız olduğu kapital düzenin bir yalanıdır.
Marka, ürün çeşitliliği, reklam, borç, teknoloji, tüketim ve israfla kaynakların kapital doyumsuzluğa aktarılması sebebiyle insanlık büyük bir kaosun içindedir.
Çözüm çok basittir.
Her devlet kendi ülkesini kendi halkı için ihtiyacı kadar üretmek ve ihtiyacı kadar eşit çaba, eşit tüketim ilkesiyle milli ekonomiye geçmek zorundadır.
Kimin eli kimin cebinde belli olmayan küresel liberal kapital zihniyet kendi kötü niyetinde bataklığa saplanmıştır.
Dünyanın her ayrı bölgesinde farklı üretim imkanlarının olması ülkeler arası eşit değişim ticaretini mecburi kılmaktadır.
Sorun kapital zihniyetin eşit değişim yerine sömürüyle hep kendisine yontan yöntemler sebebiyle tıkanmıştır.
Bu tıkanıklığı açacak olan gelime Anadolu’da kapital zihniyetin karakollarının itibarı yerle bir olmuş ve bitiş başlamıştır.
Bu kapitalin işbirlikçi karakolu kendi ağzıyla sorunun kapitalizm olduğunu itiraf edecek kadar çıkmazda olduklarını geçtiğimiz yıllarda itiraf etmek zorunda kalmışlardır.
Bakmayın kuyruğu dik tutmak adına reklamlarına, algı değiştiren yalvarmalarına. Türk Milleti ikinci kurtuluş savaşını ekonomide kazanarak ve dünyada Türk Birliğini kurarak dünyanın en büyük ekonomisi üretim ve eşit paylaşım ekonomisini kurarak kapital ekonominin sonunu getirecektir.
İnsanın ihtiyaçları sınırsız değildir,
Kapital yalanlar sınırsızdır.
Kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sınırsız diyenler marka sahibi, kapital sahibi, tüketimle, borçla, teknoloji destekli israfla ayakta durmaya çalışan sanayici görünümlü komisyoncu, işbirlikçi ve ithalatçılardır.
Neden bu hale düştüler?
Çünkü değişim aracı parayı put yapanlar,
Değiştirirken halkı soydular, sömürdüler,
Para eşit değişim aracıydı,
Liberal kapitalizmde sadece,
Kapitalin lehine değişim aracı olarak put oldu.
Ürün çeşitliliği çok kazanmak içindir,
Çok ürün çok ihtiyaç anlamına gelmez,
Çok sömürü anlamına gelir.
Ne kadar çok çeşit ürün çeşitliliği varsa,
O kadar çok fazla sömürü artar.
İnsanın ihtiyaçları bellidir,
Yemek, giyinmek, barınmak ve eğitimdir.
Bunun dışına çıkıp sulandırmak,
Başka bir niyettir.
Doğada yaratanın yarattığı her canlı için,
Yeteri kadar kaynak mevcuttur,
Yeter ki israf olmasın, yeter ki;
Kaynaklar birilerinin tasarrufunda birikmesin.
Sorun kaynakları eşit paylaşmama,
Ve israf ettirerek bir kaç gözü doymazın,
Doymayan niyetine katlanmak zavallılığıdır.
Zengin devlet olur,
Ve orada yaşayan her insan,
O zenginlikten eşit faydalanır.
Şahsi mülk devlette olmaz,
Mülk halk adına devletin olur,
Hukuk devleti eşitliği sağlamak içindir.
Devleti yönetenler geçicidir,
Kalıcı olan devlet ve hukuk sistemidir.
Devleti yönetenlerin işi devleti,
Şahsi çıkarlarına fabrika yapmak değil,
Hukuk kurallarına göre işlerin yapılıp,
Yapılmadığını kontrol etmektir.
Halk adına o fabrikayı işletmektir.
Ve görev süresi bittiğinde,
Hesap vererek bir başkasına,
Emaneti zarar vermeden teslim etmektir.
Görevi teslim etmemek, hesap vermiyorum demeye çalışmak, sürekli ben egosuyla iktidar olacağım demek ne demektir?
Kim verdi size bu hakkı?
Yasama, yürütme ve yargı yok hepsi bir kişidir demek ne demek?
Bunu kim kabul eder?
Köle miyiz?
Kabilelerde bile kabile toplanıp ortak karar almaktadır.
Bu nasıl bir gaflet, delalet, ihanet ve garabettir?
Size Anayasa’dan Türkün adını çıkarma görev ve yetkisini kim verdi?
Doksan yıllık birikimleri sadece size oy veren ve iktidara getirenlerin verdiği yetkiyle satma hakkını kim verdi?
Bunun hesabının sorulamayacağının hakkını size kim verdi?
İşsizlerin teröristler kadar değeri olmadıysa siz zaten bitmişsiniz demektir.
Finans terörü, medya terörü, gıda terörü, teknoloji terörü, tüketim ve israf terörü ve insan terörü nedense sizin zamanınızda tavan yaptı. Bunu sebebi devlet yerine sadece kendi şahsi çıkarlarınıza ve yandaşlarınıza devleti sömürülmesine izin verdiğiniz içindir.
1950 yılından bu yana milli ekonomiyi yok ederek kapital düzeni ülkemize yerleştirerek ülkemizi sömürge haline getirmek isteyenlerin yaptığı kötülüklerin artık sonu gelmiştir.
Halk bu sömürüden ya kurtulacak ya da kurtulacaktır. Ya istiklal ya da ölüm ancak ve ancak milli ekonomi ile mümkündür.
Atatürk ilkelerinin en önemli ilkesi TAM BAĞIMSIZLIK ilkesidir. Diğer her ilke bu ilkenin ayaklarıdır. Bugüne kadar o ayaklara verdiğiniz zararlar sebebiyle ekonomi bu hale geldi.
Her mahallede bir milyoner zihniyetinin her yandaşın evinde bir milyar dolar sahibi olmasıyla bu zulüm sonun başlangıcına gelmiştir.
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı

20 Nisan 2016 Çarşamba

İŞSİZDEN MUHTIRA VAR: Dost Tasarruf Hesabında Dost Biriktirmek // Hayat ...

İŞSİZDEN MUHTIRA VAR: Dost Tasarruf Hesabında Dost Biriktirmek // Hayat ...: Dost Tasarruf Hesabında Dost Biriktirmek // Hayat ve İnsan // Önder Karaçay Posted on   20 Nisan 2016 by   kufgrubu Dost Tasarruf H...

Dost Tasarruf Hesabında Dost Biriktirmek // Hayat ve İnsan // Önder Karaçay

Dost Tasarruf Hesabında Dost Biriktirmek // Hayat ve İnsan // Önder Karaçay

arkadaslik-sozleri-ozel
Dost Tasarruf Hesabında Dost Biriktirmek // Hayat ve İnsan // Önder Karaçay

“Put para biriktirerek insanları parayla satın alanlara karşı dost tasarruf hesabında dost biriktiriyorum.” // Önder Karaçay
 
Kendi okulumda okuyorum. Birçok okul bitirdim hiçbirinden mezun saymadım kendimi bir sürü diplomam olmasına rağmen. Öldükten sonra mezun sayacağım kendimi. Zaten bir tek cenaze törenleri hayatımızın sağlamasını yapmamıza bir hatırlatmadır. Hayatımız boyunca nasıl bir insan olduğumuzun resmini görürsünüz o son uğurlamada. Kalabalık, gözyaşları, vefat eden kişi ile anıların dile gelmesi onun sevilen bir kişi olduğunun kanıtıdır. Dost biriktirme sözünü de bu yüzden çok sever ve o son törene özenerek hazırlanmam bundandır. Ne olduğum, ne kadar param olduğum değil, ne kadar dostu olduğu insanın en büyük kazancıdır diye düşünüyorum. Benim gönül hesabımda bol sıfırlı uzun metrajlı bakiyesi büyük hesabım bizzat gerçek paraların bulunduğu hesaplardan daha değerlidir. Ve bu hesapta ne kadar dostum olduğunun bakiyesini okumakta zorlanabilirsiniz.
 
Yaşamın son noktasına gelmeden önce hayatımın seyir çizgisine baktığımda dost biriktirmediğim bir ana rastlamadım. Bir ihtiyacım olduğunda, bir bitiş ve başlangıçta, başıma gelen özel bir durumda hemen gerçek dostlarım ortaya çıkar. Melekler gibi etrafımı sardıklarını düşünürüm, sevgileriyle kuşatılırım. O zaman ağırlıklarımın hafiflediğini hissederim. Dertlerim azalır. Sorunlarım çözülüverir. Yalnız olmadığımı anlarım. Dost biriktirmek öyle parayla alınamayacak kadar büyük bir zenginliktir. Bir tek onun hesabını gönül hesabı ödeyebilir. Benim en büyük tasarrufumdur.
Son yıllarda bu konuya daha çok eğilir ve düşünür oldum. Gerçek dostlarımı; kalabalıklar, tanışıklıklar, içinden ayırabilme şansına sahip olduğum anlarda bulurum kendimi. Bu kadar genç yaşta ‘dost biriktirebilmiş’ olmanın en büyük ayrıcalık olduğunu çok erken fark etmiş olmanın ayrıcalığını ve keyfini yaşıyorum.
Peki bu dostluk nasıldır diye biraz irdeleyelim.
 
Bir gösteriş, birine, aynı cinse, kadınsan erkeğe, erkeksen kadına kendini beğendirme çabası, bir moda, bir gelgeç ruh hali değildir. Dostluk; sempati, ilgi, bağlılık, yüceltme, adalet, eşitlik, samimiyet, taçlandırma, sorumluluk duyma, yürekten algılama, bakışlarla anlaşma, ses tonuyla destek verme, kesintisiz ilişki, kaybolmayan, yitmeyen, yoktan var olmaz bir duygular yumağının sonucudur. Bunların hepsi bir araya geldiğinde zaman içinde gıdım, gıdım birikerek dostluğum çimentosu olurlar. Çimentosu bu duygulardan olmayan dostluk zaten dostluk değildir.
 
Dostluklar o kadar çeşitlidir ki; örneğin, güzel yemek yeme dostu, edebiyat dostu, Türk Sanat Müziği dostu, çocukların dostu, doğa dostu, halk dostu v.b. Şimdi sanki dostlukların nasıl oluştuğunu unuttuk.
 
Bu hızlı, kalabalık ve teknolojiyle ruhunu kaybetmek üzere olan kent toplumunda sanki sihirli bir el bizim aklımızdan, gönlümüzden bu duyguyu sildi gibi. Yüreğimizden çaldılar.
 
Ünlü düşünür Sokrates’e sormuşlar:
Dostluk nedir?
“Çocukluğumdan beri arzuladığım bir şey vardır. Kimi insan atları olsun ister, kimi insan köpekleri… Kimisi altını, kimisi de şanı şerefi; bense bir dostum olsun isterim…” demiş.
 
İnsan zaten dünyada biriktiren tek yaratıktır. Biraz da vahşice!
Şan şöhret biriktiriyor…
Süper zenginse Boğazda Villa biriktiriyor.
Tablo biriktiriyor.
Bazen de ne biriktireceğine şaşarak daldan dala atlamayı biriktiriyor.
Repoda para, DCD’de risk, kasalarda ve yastık altlarında naftalin kokulu döviz ve antika biriktiriyor.
Genç ise CD, plak ve kaset,
Yaşlı ise anıları ve yakınmalarını biriktiriyor.
Bazıları ise Kuledibi’nde Çukurcuma’ya, Üsküdar’da Eskiciler çarşısına, Unkapanı’ndan Horhor’a gidip; lambalar, cam şişeler, eski koltuklar, tespihler biriktiriyor.
Ben ise kitap,
Cahiller kin biriktiriyor.
Dost biriktirmeyi ise kimse denemiyor.
 
Kabul ediyorum herkesi sevemeyiz. Birçok kişiyle beraber mükemmel dost olamayız, tıpkı aynı zamanda birçok kişiye âşık olamayacağımız gibi…
 
Fakat bizim toplumumuz bir tüketim cinnetine düştüğü için sadece tüketiyor ve bunun sonucu yaşanan acıları biriktiriyor.
 
Ben bütün bu olumsuzluklara karşı; her dost olabileceğim insana ‘Dost Tasarruf Hesabı’ açarak her gün bu bakiyeyi artırarak dost biriktiriyorum…
 
Şimdi sıra size geldi. Bakalım hanginiz benim dost hesabında yer alacaksınız.
 
Hepinize orada hesap açmaya hazırım. Yeter ki siz de hazır olun ve isteyin.
 
Yoksa kapitalist toplumun değer yargılarının boğduğu, rekabet ve yıpratıcı hırsın yarattığı kaybedenlerin hikâyelerini biriktiren olabiliriz.
 
Hayatla aranıza dostlardan başka aracı koyarsanız dost biriktiremezsiniz.
 
Popüler anlatıların hepsi, yokluktan büyük zenginliğe ulaşan insanları başarılı görmektedir.
 
Buz dağının su üstünde kalan kısmı gibi bu bize hep yedirilmektedir. Altında kalanlar popüler kültürün ezilenleridir.
 
Ben bu yüzden sanatla, edebiyatla, müzikle çok ilgiliyim boyalı imajların ve kamufle yüzlerin arkasını ancak oralarda gerçek resmini görür ve onları biriktiririm.
 
Hayatı görmezden gelip ileriyi görene ben rastlamadım. Çünkü ilerisinde de hayat var. İleriye bir ulaşayım sonra hayatımı yaşarsın dayatması olmasa belki de dost biriktirmek nasıl bir şeydir diye yazı yazma gereği de ortadan kalkardı.
 
Hayatımızın en dramatik yönü bu olup, belki de bunu daha iyi biriktirdiğimiz için dost biriktirmeye mecalimiz kalmamaktadır.
Bir dostun dost biriktirirken yaşadığı sıkıntıları ve yakınmalar bunlar.
 
Hayata dair konular üzerine akıl yorduğum anlarda ıskaladıklarımı düşünürüm.
 
Geçen gün şunlar geçti aklımdan:
Kendi okulumda iyi bir eğitim aldığım halde, istediğim alanda kendi okulum dışında eğitim alamadım. Aslında ekonomist değil, edebiyatçı olmak istiyordum, şimdi mesleğim bankacı olmasına rağmen uğraş olarak harıl, harıl yazıyorum. Birini bitirmeden diğerine başlayarak yazdıklarımı bile birbiri ile yarıştırıyorum.
 
Toplumsal bilimler olan kişisel gelişim, iletişim bilimi ve satın alma bilimi ile ilgilenmemin en büyük sebebi de daha iyi bir hayatın sahiline uzanırken bile dostlarımı da buna dâhil etmektir.
 
İş hayatı gerçek hayatın bir parçası olup zamanımızın çoğunu elimizden alsa da aslında bu sosyal bilimler sayesinde hiç yorulmadığımız ve kendimizi mutlu hissedebileceğimiz bir ortama dönüştürmek mümkündür. Yazmak bir meslek değil uğraştır. Aslında sanatın her dalı uğraştır. Her meslekten insanın bir uğraşı olmalıdır. Belkide uğraşı olan insan dostu uğraşıdır. Uğraşına konu eder hayatı, insanı, geçmişi, geleceği, zamanı, kendisini, duyguları ve aşkı.
 
İş hayatında dost biriktirmenin ve başarının kuralı bu üç toplumsal bilimin bizzat doğru bir şekilde uygulanmasına bağlıdır.
 
Ben hayatımın bir parçası olan ve beni hiç yormayan iş hayatımın aralarına hayatı sıkıştırmak için şiir gibi, oyun oynar gibi bir hayatı uygulayarak da çok dost kazanmışımdır.
 
İşte benim hayatım böyledir. Damıtıldığın da her damlasından bir dost hikâyesi çıkmaktadır.
 
Kıymetini sonradan fark ettiğimiz anlardır.
 
Kıymetini sonradan fark ettiğimiz anlar vardır. Yaşarsınız, güler, geçersiniz. Farkında bile olmazsınız. Neden? Çünkü “o” an güzeldir işte, teferruata gerek yoktur. O kıymetli anlar bir daha hayatınızda olmayınca da işte gerçek değeri anlarız.
 
Gerçek kıymet ancak kaybedilince anlaşılır. Bu kimi zaman iyi bir dostluğu kaybettiğinizde olur. Çok sevdiğiniz bir arkadaşınız size sırtını döner, bir tatsızlık olur ve o hayatınızda olmadığında onun kıymetini anlarsınız, hayatınız da ne kadar önemli bir yeri olduğunu fark edersiniz.
 
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı